Kehf Suresi Anlamı

Kehf Suresi Anlamı

Kehf Suresi Anlamı, Kuran'ın 18. suresi olan Kehf suresi 6360 harf ve 1577 kelimeden meydana gelmektedir. Mekke'de indirilmiş olan bu sure adını mağara arkadaşları adını taşıyan Ashabı Kehf' den almıştır. İniş sırasına göre 69 suredir ve 110 ayetten oluşmaktadır.

Kehf suresinin anlamı:
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
1. Hamd olsun Allah'a ki, kuluna kitap indirdi, onda hiç bir çarpıklık yapmadan.
2. Dosdoğru, tarafından şiddetli bir azap ile korkutmak ve yararlı güzel işler yapan mü'minlere güzel mükafatlar olduğunu müjdelemek istedi.
3. Ebedi olarak orada kalacaklardır.
4. Hem de "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için. Buna dair ne kendilerinin ne de babalarının bir bilgisi vardır. Söyledikleri yalandan başka bir şey değildir.
6. Şimdi kuran'a inanmazlarsa belki arkalarından kendini üzeceksin.
7. Biz yeryüzündeki şeyleri kendine özel yaratık. İnsanların yaptıkları amelleri denemek için.
8. Şu muhakkak ki, biz onun üzerinde ne varsa hepsini kuru bir toprak yapacağız.
9. Yoksa sen Ashab-ı Kehf ve Rakîm ehlini, bizim mucizelerimizden şaşılacak bir şey mi sandın?
10. O gençler mağaraya çekilip şöyle demişlerdi: "Ey Rabbimiz bizlere tarafından bir rahmet ihsan eyle ve bizim için işimiz de bir başarı hazırla."
11. Bunun üzerine onları, mağarada yıllarca kulaklarına vurup uyuttuk.
12. Sonra da onları iki gruptan hangisinin kaldıklarını, sureyi daha iyi hesaplanmış olduklarını bilelim diye uyandırdık.
13. Biz sana onların kıssalarını doğru olarak naklediyoruz. Gerçekten bunlar Rablerine iman etmiş olan birkaç yiğit gençtiler. Biz de hidayetlerini artırdık.
14. Ayağa kalkıp da şunları dediklerinde, biz Onların kalplerine güç ve bağlılık verdik; "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O'ndan başka bir ilaha asla tapmayız. Aksi halde gerçekten çok saçma konuşmuş oluruz."
15. "İşte şunlar bizim kavmimiz. Tuttular O'ndan başka ilahlar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! O halde Allah'a yalan uyduranlardan daha zalim kim olabilir?"
16. "Madem ki onlardan ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzaklaşmayı seçtiğiniz, o zaman mağaraya çekilin ki, Rabbiniz sizin için rahmetinden bir kısmet yaysın ve size işinizde bir kolaylık hazırlasın."
17. Güneşi görüyorsun ya, doğduğu zaman mağaralarından sağ tarafa meyleder, bakttığı zaman da sol tarafa değer geçer ve onlar onun içinde geniş bir yerdedirler. İşte bu Allah'ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse, o hakka ulaşır, kimi hidayetten mahrum bırakırsa, artık ona irşad edecek bir dost bulamazsın.
18. Onları uyanık sanırsın, oysa uykudadırlar. Biz onları bir sağa, bir sola çeviririz. Köpekleri ise, mağaranın girişinde iki kolunu uzatmıştı. Üzerlerine çıkıp gelseydin, mutlaka onlardan dönüp kaçardın ve kesinlikle onlardan dolayı içinde korku dolardı.
19. Yine onları aralarında araştırıp sorsunlar diye uyardık. İçlerinden biri; "Ne kadar durdunuz?" dedi. Dediler ki: "Bir gün veya bir günden daha az." Bir kısmı da, "Ne kadar durduğunuzu Rabbimiz daha iyi bilir. Şimdi siz, birbirinizi şu gümüş paranızla şehre gönderin; hangi yiyecek daha temiz ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca çok kurnaz davransın ve kesinlikle sizi kimseye sezdirmesin.''
20. Çünkü sizi ellerine geçirirlerse muhakkak öldürürler yahut dinlerine döndürürler ve bu takdirde ebediyen kurtuluşa eremezsiniz
21. Böylece kendilerini haberdar kıldık ki, öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyamet gününün şüphesiz olduğunu bilsinler. O sırada şehir halkı kendi aralarında bunları taşıyorlardı. Bunun üzerine dediler ki: ''Üstlerine bir bina yapın, Rableri onları daha iyi bilir.'' Sözlerinde üstün gelen müslümanlar: ''Üzerlerine mutlaka bir mescit yaparız'' dediler.
22. Kimileri: ''Üçtür dördüncüleri köpekleridir'' diyecekler. Kimileri de: ''Onlar beş kişidir, altıncıları köpekleridir'' diyecekler. Her ikisi de gayb hakkında tahmin yürütmektedir. Kimileri de: ''Onlar yedidir, sekizinci köpekleridir'' derler. De ki: ''Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onları ancak pek azı bilir.'' Artık bunlar hakkında bu bildirilenler dışında bir tartışmaya girişme ve bunlar hakkında hiç kimseye de bir şey sorma.
23. Hiçbir şey hakkında da: '' Ben bunu yarın muhakkak yaparım!'' deme.
24. Ancak Allah dilerse ve unuttun vakit Allah'ı an ve şöyle de: ''Umarım Rabbim beni bundan daha yakın bir vakitte dosdoğru bir başarıya eriştirir.''
25. Onlar, mağarada üçyüz sene kaldılar. Buna 9 sene daha eklediler.
26. Deki: ''Allah ne kadar durduklarını daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, öyle güzel görür, öyle güzel işitir ki, onlara O'ndan başka yardımcı yoktur. O hiçbir kimseyi hükmünde ortak kabul etmez.''
27. Rabbinden sana vahyolunanı oku! O'nun kelamını değiştirecek yoktur, O'ndan başka bir sığınacak da bulamazsın.
28. Sabah akşam Rabb'inin rızasını dileyerek dua edenlere beraber sabret. Sen dünya hayatınının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini zikrimizden gafil bıraktığımız, keyfinin arzusuna uyan ve işi gücü haddi aşmak olan kimseye itaat etme.
29. Ve de ki: '' O hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.'' Çünkü biz, zalimler için öyle bir ateş hazırlamışızdır ki duvarları kendilerini kuşatmaktadır. Eğer yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü içki ve o ne kötü bir kalma yeri!
30. İman edip salih amel işleyenler şüphe yok ki biz, böyle güzel amel işleyenin mükafatını zayi etmeyiz.
31. İşte onlara Adn cennetleri vardır. Altlarından nehirler akar, orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyecekler, koltuklar üzerine dayanıp kurulacaklar. O ne güzel sevap ve ne güzel kalma yeri!
32. Onlara şu iki adamı misal ver: Birine her türlü üzümden iki bağ vermişiz ve ikisinin de etrafını hurmalarla donatmışız, ikisinin arasına da bir ekinlik yapmışız.
33. Bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbir şeyi noksan bırakmamış, ikisinin ortasından birde nehir akıtır.
34. Bu adamın başka geliri de var. Bundan dolayı arkadaşı ile konuşarak: ''Ben malca senden daha servetli nufusça da daha güçlüyüm'' dedi.
35. Adam bağına girdi, kendine yazık ediyordu. ''Bunun yok olacağını kesinlikle zannetmiyorum.'' dedi.
36. ''Kıyametin kopacağını da zannetmiyorum. Şâyet Rabbimin huzuruna götürülürsem, muhakkak bundan daha hayırlı bir sonuç bulurum.''
37. Bunun üzerine kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı da ona şöyle dedi: Seni bir topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, daha sonra da seni insan haline getireni mi inkar ediyorsun?
38. ''Fakat O Allah, benim Rabbimdir. Ben Rabbime kimseyi ortak koşmam.
39. Bağına girdiğin zaman: ''Bu Allah'tandır, benim kuvvetinle değil, Allah'ın kuvvetiyle olmuştur, deseydin olmaz mıydı? Her ne kadar beni malca ve evlatça kendinden az görüyorsan da.''
40. ''Ne bilirsin belki Rabbim bana senin bağından daha hayırlısını verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indiriverir de kaygan bir toprak olakalır.''
41. ''Yahut bağın suyu çekiliverir de, bir daha onu aramakla bulamazsın.''
42. Derken bütün serveti yok edildi. Bunun üzerine bağına yaptığı masraflara karşı avuçlarını oluşturdu kaldı. Bağ, üzerine yıkılmış kalmıştı, ''Ah keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım'' diyordu.
43. Onun Allah'tan başka yardım edecek bir kimsesi de olmadı. Kendi kendine de kurtaramadı.
44. İşte burada yardım, yalnız hak olan Allah'a aittir. O, sevap olarak da netice olarak da hayırlıdır.
45. Onlara dünya hayatının misalini şöyle ver: Gökten indirdiğimiz bir suya benzer ki, onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karışmış, derken rüzgarın savurup götürdüğü bir çöp kırıntısı olmuştur. Allah her şeye muktedirdir.
46. Mal ve oğullar dünya hayatının ziynetidir. Bâki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında sevapca da hayırlıdır. Ümitçe de hayırlıdır. 47. Ogün dağları yürütürüz, yeryüzünü çırılçıplak görürsün, onları hep mahşere toplamışlardır da hiçbir şey bırakmamıştır.
48. Hepsi saf olarak Rabbine arz edilmişlerdir. O da şöyle buyurur: ''Andolsun ki ilk defa yarattığımız gibi bize geldiniz. Sizi bir yere toplamak için söz vermediğimizi iddia etmiştiniz değil mi?''
49. Amel defteri oraya konulunca günahkârların korkularından heyecanlar içinde titrediklerini görürsün. Şöyle derler: ''Eyvah bize! Bu defterde ne acayip ki küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış.'' Ve bütün yaptıklarını hazır önlerinde buldular. Rabbin kimseye haksızlık etmez.
50. Yine o vakti düşün ki, meleklere: ''Âdem'e secde edin'' demiştik, hemen secde ettiler. Ancak iblis secde etmedi. Cinlerden idi de Rabbinin emrinden çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve soyunu kendinize dost mu ediniyorsunuz? Onlar size düşmanken. Zâlimler için ne fena bir bedel.
51. Ben onları, ne göklerin ve yerin yaratılışına ne de kendilerinin yaratılışına şahit tutmadım; ve hiçbir zaman yoldan çıkanları tutmuş değilim.
52. O gün Allah: ''Bana ortak olduklarını iddia ettiklerini seslenin bakalım'' der. Onları çağırırlar, yalvarırlar, fakat kendilerine cevap verilmez. Ve biz aralarına bir cehennem deresi koyarız.
53. Günah işleyenler ateşi görmüş, artık ona düşeceklerini anlamışlardır da ondan kaçacak bir yer bulamamışlardır.
54. Andolsun ki, gerçekten Biz kur'anda insanlara ibret olacak her türlü örneği gösterip açıkladık. İnsanların en çok yaptığı iş tartışmadır. 55. Kendilerine doğru yolu gösteren peygamberler geldiği halde insanları iman etmekten ve günahlarının affedilmesini istemekten alıkoyan şey sadece kendilerine evvelkilere uygulanan azabın onlara da gelmesi veya ahiret azabının gözleri önüne serilmesini beklemek olmuştur.56. Kendilerine doğru yolu gösteren peygamberler geldiği halde insanları iman etmekten ve günahlarının affedilmesini istemekten alıkoyan şey sadace kendilerinden evvelkilere uygulanan azabın onlara da gelmesi veya ahiret azabının gözleri önüne serilmesini beklemek olmuştur.
56. Halbuki, Biz gönderdiğimiz peygamberleri ancak müjdeleyici ve uyarıcı olmak üzere göndeririz. İnkârcılar ise, hakkı bâtıla kaydırmak için mücadele ediyorlar.
57. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıyı eğlence yerine tuttular. Rabbinin âyetleri ile nasihat edilip de onlardan yüz çevirmiş ve ellerinin önceden yaptığı şeyleri unutmuş kimseden daha zâlim kim olabilir? Çünkü Biz, onların kalpleri üzerine onu iyi anlamalarına engel birtakım kabuklar ve kulaklarına bir ağırlık koymuşuzdur. Sen onları doğru yola çağırsan da onlar asla yola gelmezler.
58. Hem mağfireti çok merhamet sahibi Rabbin onlara kazandıkları günahlar yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, haklarındaki azabı acele verirdi. Ama onların bir vadesi vardır. Ondan kaçıp sığınacak yer de bulamazlar.
59. İşte zulüm ettiklerinde helak ettiğimiz şehirler! Onları helak etmek için de bir zaman belirlemiştik.
60. Bir vakit Musa genç arkadaşına: ''Ben iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağıma yakut yıllarca yürüyeceğime kararlıyım.'' dedi.
61. Bunun üzerine ikisi de iki denizin arasının birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. O zaman balık denizdeki akıntıya doğru yolunu tutmuştu.
62. Burayı geçtikleri zaman Musa genç arkadaşına: ''Kuşluk yemeğimizi getir. Gerçekten biz bu yolculuğumuzda çok yorulduk.''
63. Adam ''Gördün mü, kayaya sığındığımız vakit doğrusu ben balığı unuttum. Onu hatırlamanı muhakkak şeytan bana unutturdu. O garip bir şekilde denizdeki yolunu tutmuştu'' dedi.
64. Musa: ''İşte aradığımız o idi.'' Bunun üzerine izlerini takip ederek geriye doğru gittiler.
65. Derken kullarımızdan öyle bir kul buyurdular ki, Biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve ona tarafımızdan da bir ilim öğretmiştik. 66. Musa, ona: Öğretildiğin ilimden doğruyu bulmaya yardım edecek bir bilgiyi bana öğretmen şartıyla sana tabi olabilir miyim?'' dedi.
67. O da: ''Doğrusu sen benimle sabredemezsin.''
68. ''Aklının almadığı şeye nasıl sabredeceksin?'' dedi.
69. Musa: ''İnşallah beni sabırla bulacaksın ve senin hiçbir emrine karşı gelmem'' dedi.
70. O, '' O halde, eğer bana uyacaksan, sen bana ondan hiçbir söz açıncaya kadar hiçbir şey hakkında soru sorma'' dedi.
71. Bunun üzerine ikisi beraber gittiler. Nihayet gemiye bindiklerinde, tuttu gemiyi yaraladı. Mûsa, Â, içindekileri boğmak için mi onu yaraladın? Allah biliyor ya, korkunç bir şey yaptın!'' dedi.
72. O, ''Demedim mi gerçekten sen benimle sabredemezsin!'' dedi.
73. Musa, ''Beni unuttuğum bu husustan dolayı azarlama ve bana bu yaptığından dolayı güçlük çıkarma'' dedi.
74. Yine gittiler; nihayetinde bir erkek çocuğuna rastladılar. Tuttu onu öldürüverdi. Musa, Â, tertemiz bir canı, herhangi bir can karşılığı olmadan mı öldürdün? Allah biliyor ya, çok kötü bir iş yaptın!'' dedi.
75. O ''Doğrusu ben sana, benimle sabredemezsin demedim mi?'' dedi.
76. Musa, ''Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık bana arkadaş olma. Doğrusu sana, benim tarafından yapılan son özürümdür'' dedi.
77. Bunun üzerine yine gittiler. Nihayet bir şehir halkına vardılar ve oranın halkından yiyecek istediler. Onlar da, bunları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular; tuttu o duvarı doğrultuverdi. Musa, ''İsteseydin şüphesiz buna karşı bir ücret alırdın!'' dedi.
78. O da, ''İşte bu, seninle benim aramın ayrılmasıdır. Sana o sabredemediğin şeylerin yorumunu haber vereyim'' dedi.
79. ''Evvela, gemi denizde çalışan bir takım zavallılara aitti. Ben onu kusurlu hale getirmek istedim ki, ilerilerinde her sağlam gemiyi gasp eden bir hükümdar vardı.''
80. ''Oğlana gelince, anne ve babası mü'min idi. Oğlanın onları baskınlık ve inkar ile sarsmasından korktuk.''
81. ''İstedik ki Rableri kendilerine, ona karşılık temizlik bakımından daha hayırlısını ve merhamet bakımından daha yakınını versin.'' 82.''Gelelim duvara; şehirdeki iki yetim oğlanın idi. Duvarın altında, onlar için saklanmış iki define vardı ve babaları da iyi bir insan idi. Onun için Rabbin diledi ki, ikisi de ergenlik çağına ulaşsınlar ve definelerini çıkarsınlar. Bütün bunlar, Rabbinden bir rahmet olarak vukua gelmiştir ve ben, hiçbirini kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin yorumu budur!''
83. Bir de sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: ''Size ondan bir hatıra okuyacağım.''
84. Biz, ona yeryüzünde bir iktidar hazırladık ve ona her şeyi bir sebeple verdik.
85. Derken bir sebebi takip etti.
86. Güneşin batmaya yüz tuttuğu yere vardığında, onu balçıkla bir pınarda batarken buldu. Bir de onun yanında bir topluluğa rastladı. Dedik ki: ''Ey Zülkarneyn, ister cezalandır, istersen kendilerine güzel bir muamelede bulun!''
87. Dedi ki: ''Her kim haksızlık ederse, onu muhakkak cezalandırırız, sonra Rabbine döndürülür, O da ona görülmedik bir azap eder!''
88. ''Ama her kim de iman edip iyi bir iş tutarsa, ona da mükafat olarak en güzel sonuç vardır ve ona emrimizin kolay olanını söyleriz.'' 89. Sonra da başka bir sebebi takip etti.
90. Güneşin doğduğu yere ulaştığı zaman, onu bir topluluğun üzerine doğarken buldu. Güneşe karşı onlara bir perde yapmamıştık.
91. İşte böyle. Oysa onun yanında bulunanların tümünü biz biliyorduk.
92. Sonra da, başka bir sebebi takip etti.
93. Nihayet iki set arasına vardığı zaman, önlerinde hemen hemen hiç söz anlamayacak bir topluluk buldu.
94. Dediler ki: ''Ey Zülkarneyn, haberin olsun ki Ye'cüc ve Me'cüc burada bozgunculuk yapıyorlar. Onun için onlara bizim aramızda bir set yapman şartıyla sana biz bir vergi versek olur mu?''
95. Dedi ki: ''Rabbimin beni içinde bulundurduğu iktidar çok daha hayırdır. Haydi siz, bana kuvvet ve yardım edin de, ben onlarla sizin aranıza daha sağlam bir set yapayım.''
96. ''Bana demir kütleleri getirin.'' Tam iki ucunu denkleştirdiği zaman, ''Körükleyin'' dedi. Tam onu bir ateş haline getirince de, ''Getirin bana üzerine erimiş bakır dökeyim'' dedi.
97. Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
98. Zülkarneyn dedi ki; ''Bu Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi geldiği zaman, onu dümdüz edecektir ve Rabbimin vaadi gerçektir.'' 99. O gün onları, birbiriyle iç içe girmiş, dalgalanır bir halde bırakırız. sûra da üfürülmüştür. Artık hepsini eksiksiz toplamışızdır.
100. O gün kâfirlere cehennemi, öyle bir gösteriş göstereceğiz ki!..
101. Onların gözleri, beni hatırlatan âyetlerime karşı bir perde içindeydi ve işitmeye de tahammül edemiyorlardı.
102. O kâfirler, beni bırakıp da kullarımı kendilerine dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi, o kâfirler için bir konak olarak hazırladık.
103. De ki: ''Size, yaptıkları işler açısından en fazla zararda olanları haber vereyim mi?
104. Onlar, kendilerininin gerçekten güzel işler yaptıklarını sanıp da, dünya hayatındaki çalışmaları boşa gidenlerdir!
105. Bunlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkar etmişlerdir ve hayır namına yaptıkları bütün işler ziyan olmuştur. Artık kıyamet günü biz onlara hiçbir vezin tutturmayız.
106. İşte böyle, inkar ettikleri için, benim âyetlerimi ve peygamberlerimi eğlence yerine aldıkları için onların cezaları cehennemdir.
107. İman edip de yararlı güzel işler yapanlara gelince, onlar için Firdevs cennetleri bir konak olmuştur.
108. İçlerinde ebedî olarak kalırlar, onlardan çıkmak istemezler.
109. De ki: ''Eğer Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsaydı, şüphesiz Rabbimin kelimeleri tükenmeden deniz tükenirdi; bir o kadarını daha yardıma getirsek bile...''
110. De ki: ''Ben sadece sizin gibi bir insanım; ancak bana, ''İlahınız tek bir ilahtır'' diye vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, hayırlı bir iş yapsın ve Rabbine yaptığı ibadete hiçbir ortak karıştırmasın!''
Son Güncelleme : 06.12.2018 12:28:22
Kehf Suresi Anlamı ile ilgili bu madde bir taslaktır. Madde içeriğini geliştirerek Herkese açık dizin kaynağımıza katkıda bulunabilirsiniz.
Sayfayı Düzenle Düzenleme Geçmişi

Kehf Suresi Anlamı Yorumları

şifre Kırmızı sayı

0 Yorum Yapılmış "Kehf Suresi Anlamı"

Kayıtlı yorum bulunamadı ilk yorumu siz ekleyin
Kehf Suresi Türkçe Meali
Kehf Suresi Türkçe Meali
Kehf Suresinin Türkçe Meali, hamd sadece Cenabı Hakka mahsustur, Çünkü o Peygamber Efendimiz (SAV) Kuran-ı Kerimi ona indirmiştir ve hiç bir eğrilik koymamıştır. Kuran-ı Kerimi dosdoğru indirmiştir. Allah katında kullar için olan şiddetli azaptan ins...
Kehf Suresi Latince
Kehf Suresi Latince
Mekke'de indirilmiş. 110 Ayet, 1577 kelime 6360 harften meydana gelmiştir. Ayet sonlarına ahenk veren fasılası "elif" harfidir. Yirmi sekizinci ayetin Medine'de indiği de rivayet edilir. Kehf’ in kelime manası, dağda geniş mağara dır. Ashabı Kehf...
Kehf Suresi Arapça
Kehf Suresi Arapça
Kehf suresi, Kehf suresi Kuranı Kerim'in on sekizinci suredir. Mekke'de de inen bir suredir. Yüz on ayetten oluşan bu sure içinde konu edilen ve mağara arkadaşları anlamına gelen ashabı Kehf den almıştır. Hızır ile Musa nın karşılaşmasını konur edini...
Kehf Suresi Oku
Kehf Suresi Oku
Kehf suresi oku, Kehf Suresi Kur'an-ı Kerim'in 18. suresidir ve 110 ayetten oluşmaktadır. Bu sure altı bin üç yüz harften ve bin beş yüz yetmiş yedi kelimeden oluşmaktadır. Adını içinde de anlatılan mağara arkadaşları anlamına gelen Ashâb-ı Kehf'den ...
Kehf Suresi 17 Ayet
Kehf Suresi 17 Ayet
Keyf Suresi 17 Ayet, Bu surede geçen ilahi mucize içinde söz konusu edilen mağara anlatıldığı için ismini Ashab-ı Keyf'den almıştır. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur; "Keyf suresi indiği zaman yetmiş bin melek onunla birlikte inmiştir". Medine d...
Kehf Suresi 10 Ayet
Kehf Suresi 10 Ayet
Kehf suresi, Kuranın 18. suresidir. Bin beş yüz yetmiş yedi kelime ve altı bin üç yüz altmış harften oluşmaktadır. İçinde konu olarak geçen ve mağara arkadaşları manasına gelen Ashâb-ı Kehf den almıştır ve Hızır ile Musa a.s karşılaşmasını, Zülk...
Kehf Suresi Meali
Kehf Suresi Meali
Kehf suresi meali, içeriğinde bulunan 110 ayetin açıklanmasıyla yapılır. Sure Mekke'de indirilmiştir. Surenin 28. ayetinin Medine'de indirildiği rivayet edilmektedir. Adını içinde geçen mağara arkadaşları anlamına gelen "Ashab-ı Kehf" den almaktadır....
Kehf Suresi Kaç Ayettir
Kehf Suresi Kaç Ayettir
İbn-i Abbas’a göre yalnız 28. âyeti Medenîdir. İçinde, zamanındaki padişahın emrine uymadıkları için zulmünden kaçıp mağaraya sığınan kişilerin kıssası bulunduğundan mağara anlamına gelen kehf adıyla adlanmıştır....
Kehf Suresi Fazileti
Kehf Suresi Fazileti
Kehf Suresi'nin Fazileti; Kuran'ı Kerim'de yer alan diğer sureler gibi Kehf Sure'sinin de birçok fazileti ve özelliği vardır. Kehf Sure'sinin ne denli yüce olduğu Peygamber Efendimiz ve imamlardan gelen birçok rivayet ile ortaya konmuştur. Peygamber ...
Kehf Suresi İniş Sebebi
Kehf Suresi İniş Sebebi
Taberi, bu sûrenin nüzul sebebi hakkında özetle şöyle demektedir: "Kureyşliler adamlarından birkaçını Medine´de bulunan Yahudi Hahamlarına göndermişler ve onlardan Peygamberlik hakkında malumat almak istemişlerdir. Yahudi Hahamları da onlara, Resuîul...
Kehf Suresi Tefsiri
Kehf Suresi Tefsiri
Kehf Suresi Tefsiri; Kehf Suresi adını ''el-Kehf'' ismi geçen 9. ayetten alır. Kehf büyük ve geniş mağara anlamındadır. Kehf Suresi Mekke döneminin üçüncü aşamasında indirilen ilk surelerden biridir. Bu sure tüm işkencelere rağmen henüz Hebeşistan'a ...
Kehf Suresi
Kehf Suresi
Kehf suresi, Kuranın on sekizinci suresidir. Bin beş yüz yetmiş yedi kelime ve altı bin üç yüz altmış harften oluşmaktadır. içinde söz konusu edilen ve "mağara arkadaşları" anlamına gelen "Ashâb-ı Kehf" den almıştır ve Hızır ile Musanın karşılaşmasın...

 

Kehf Suresi Türkçe Meali
Kehf Suresi Latince
Kehf Suresi Arapça
Kehf Suresi Oku
Kehf Suresi 17 Ayet
Kehf Suresi Anlamı
Kehf Suresi 10 Ayet
Kehf Suresi Meali
Kehf Suresi Kaç Ayettir
Kehf Suresi Fazileti
Kehf Suresi İniş Sebebi
Kehf Suresi Tefsiri
Kehf Suresi
Popüler İçerik
Popüler İçerik Son Forum Konuları Yardım Sayfaları  
Kehf Suresi Meali
Kehf Suresi Kaç Ayettir
Kehf Suresi Fazileti
Kehf Suresi İniş Sebebi
Kehf Suresi Tefsiri
Gizlilik Politikası
Çerez (Cookie) Politikası
Güvenlik Politikası
Bizimle İletişime Geçin
Forumlar
Site Haritası
Feed
Son Forum Konuları
Yardım Sayfaları
Gizlilik Politikası
Çerez (Cookie) Politikası
Güvenlik Politikası
Bizimle İletişime Geçin
Forumlar
Site Haritası
Feed
Sitede yer alan haber ve içeriklerin tüm hakları saklıdır ve buradaki bilgiler sadece bilgilendirme amaçlı olup, kullanımına, uygulanmasına, satın alınmasına, delil gösterilmesine veya tavsiye edilmesine aracılık etmez. Sitemizdeki bilgiler, hiç bir zaman kesin bilgi kaynağı olmayıp, kullanıcılar tarafından eklenmiştir veya yorumlanmıştır. Buradaki bilgiler sitemizin asıl görüşlerini içermeyebileceği gibi hiçbir taahhüt ve tavsiye yerine de geçmez.
Nisan - 2019